
Kadın hakları, sorunları ve sorumlulukları
Yukarıdaki başlık 6 Mart 2010 tarihinde Kevser Basın Yay-Anadolu Ehl-i Beyt Gençliği Derneği tarafından İstanbul Merter Green Park Hotel’de düzenlenen ve benim de bir tebliğe katıldığım bir sempozyumun adıdır. Bu sempozyum olmasaydı bu haftaki yazımın başlığı ‘Libya’da Osmanlı İzleri’ olacaktı.
Geçtiğimiz hafta önce CHP’nin Mersin Kadınlar Kolu’nun ‘Halifeliğin kaldırılışının’ yıldönümü 3 Mart 2010’da sokağa dökülüp çarşaf yırtmaları ve yere atıp çiğnemeleri, diğer yandan 8 Mart 2010 tarihinin Dünya Kadınlar Günü oluşu Libya konusunu ertelemem sebep oldu.
Sempozyumu düzenleyen Şii-Caferi vatandaşlarımızdır. Bunların çoğu Iğdırlı olmakla birlikte büyük bir kısmı da buradan göç edip İstanbul, Bursa, Ankara ve İzmir gibi illerimizde oturmaktadırlar. Türkiye’de 300’den fazla camii ve mescitleri vardır. Biri Dikkaldırım’da, üçü Yıldırım’da olmak üzere Bursa’da dört mescitleri bulunmaktadır.
6. İmam Cafer-i Sadık’ın Fıkıh içtihatlarını esas aldıkları Ca’feriye adını alan Şia’nın bu kolu İmamiye veya İsna-aşeriye olarak da bilinir.İran’da resmi mezhep budur. Irak’ta da çoğunluktadırlar.Ayrıca Lübnan’da, Suriye’de, körfez ülkelerinde, Afganistan’da ve Pakistan’da bu mezhebin mensupları mevcuttur.
Sempozyuma Mısır’dan, Suriye’den ve İran’dan gelen akademisyenler, Ayetullahlar ve davetliler de vardı. Türkiye’den İSAV Başkanı Ali Özek, Nevzat Yalçıntaş ve Hüseyin Hatemi gibi pek çok zavatta bu toplantıya katılmış ve konuşmalar yapmıştır.Sempozyum hem Kutlu Doğum hem de Vahdet Haftası nedeniyle düzenlenmiştir. Ama Şiilik de 12 masum imamın 6. sı olan Ca’fer-i Sadık’ın doğum günü de kutlanmıştı. Caferi kardeşlerimiz yıllardır Rebiuevvel ayında Hefte-i Vahdet başlığı altında Müslümanların Birliği haftasını düzenlemektedirler.
Mevlitle bu hafta aynı tarihte kutlanmaktadır. Toplantıya Alevi-Bektaşi Dernekleri Başkanı ile Dünya Ehl-i Beyt dernekleri başkanları da katıldılar ve konuşmalar yaptılar. Bu suretle Suniler,Şiiler ve Aleviler aynı çatı altında toplanıp birlik sergilemiş oldular. Dileriz bu üç önemli mezhep arasındaki birlik gösteri ve söylemden ibaret kalmaz samimi ve dostane ilişkiler halinde sosyal hayata da yansır.
Sempozyumun ilginç taraflarından biri İran’dan gelen Ayetullahlar’dan, Huccetullahlar’dan, akademisyenlerden başka hiçte azımsanmayacak sayıda hanım akademisyen,yazar ve yöneticinin de kendilerine özgü kıyafetlerle toplantıya katılmış,bildiri sunmuş ve müzakerelerde bulunmuş olmaları idi.
Cumartesi protokol konuşmalarından sonra gerçekleştirilen ilk oturumda bildiri sunan on kişiden beşi hanımdı. Oturum başkanı ise Hüseyin Hatemi idi. Öğleden sonraki ikinci oturumda bildiri sunan da on kişi idi ama benim de dahil olduğum bu oturumun başkanı İranlı Sıfati hanımefendi idi. Bildiri sunan hanımlar arasında Azerbaycanlı, Türkiyeli olanlar olduğu gibi Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelenler de bulunuyordu.
Bildiri sunan ve oturumlara başkanlık eden kadın ve erkekler arasında eşitlik olması bence önemliydi. Zira Türkiye’de dini hassasiyete sahip dernek ve vakıfların düzenledikleri toplantılarda bu kadar bildiri sunan,müzakerelere katılan ve oturum başkanlığı yapan bir toplantıya şahsen hiç rastlamadım.Konu şekil ve sayı itibarıyla önemli olduğu gibi sunulan bildirilerin içeriği, gerçekçiliği,ciddiliği ve bilimselliği bakımından da oldukça önemli ve değerliydi.
Müzakerenin cereyan tarzı da adab ve erkana uygundu. İranlı ve Şii katılımcılar yeri geldikçe alkış yerine takdirlerini “Allahümme Salli Ala Muhammed’in ve Al-i Muhammed” ibaresini kendilerine özgü ses tonuyla ifade ediyor, bu arada bazı davetlilerin alkışları o ses yanında fazla duyulmayabiliyordu.
Arapça,Farsça ve Türkçe sunulan bildiriler Kevser yayınları tarafından neşredilecek. Bu bildirileri okuyanlar ayrıntı sayılabilecek bazı noktalarda farklı görüşlere sahip olsalar da kadın hakları, sorunları ve sorumlulukları konusunda Sunilerle,İmamiye Şiası arasında önemli bir farkın olmadığını göreceklerdir.
Unutmamak gerekir ki İran’da hanımların örtmeleri, Türkiye’de ise kamusal alanda, özellikle her kademedeki eğitim kurumlarında öğrenim gören hanımların başlarını örtmemeleri zorunlu, buna İmam Hatip liseleriyle ilahiyat fakülteleri de dahil. Böyle bir tezat var. Fakat Irak ve Lübnan’da başörtüsü kullanma ve kullanmama ile ilgili bir yasak yok.
Diyanet İşleri Başkanlığı Kutlu Doğum haftasında olduğu gibi Şiiler de Vahdet haftasında belli bir konu seçip faaliyetlerini bu konu üzerinde yoğunlaştırıyorlar. Bu seneki Birlik Haftası için ise kadınların hakları, sorunları ve sorumlulukları seçilmiş.
Bizde Tanzimat’tan sonra kadın konusu daima gündemin başında yer alan konulardan biri olmuştur. İkinci Meşrutiyet yıllarından yayınlanan kitap ve makalelerin önemli bir kısmının başlığı Hukuk-i Nisran, Hurriyet-i Nisa şeklinde idi. Yüz elli senedir hala bu husus gündemin ilk sıralarında. Hala bu meseleyi halledemedik ve ortak bir noktada buluşamadık.
Suud uleması kızların evlenme yaşı 8 mi 9 mu olmasını tartışırken, İsviçre’de ve İngiltere’de 12-14 yaş arasındaki çocukların hamilelikten korunmaları için özel prezervatiflerin üretilmesini tartışıyor. Türkiye’de ise Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924’ün yıldönümünde hızlarını alamayan bazı bayanlar sokaklara dökülüp çarşaf yırtıyor, yere atıp çiğniyor, yakıyor. Onlara göre çözüm bu! Anayasa Mahkemesi türbana izin verebilir diye TBMM’de 411 oyla çıkan kanunu iptal ederken Danıştay İmam Hatip Lisesi mezunlarına çeşitli fakültelere gitme imkanı verebilir diye YÖK’ün yaptığı düzenlemeyi iptal ediyor. Onlara göre çözüm bu.
Bunlardan hiçbiri halkın çoğunluğunun sesine kulak asmıyor,üstelik bir de demokrasiden ve insan haklarından bahsedebiliyor. Sağlıklı olarak yapılan pek çok ankette halkın yüzde 75’i üniversitede başörtüsü yasağına karşı olduğu yönünde görüş bildirmiş iken.
Halkı Müslüman olan ülkelerin çoğunda pek çok alanla ilgili sorunlar da, bu sorunları çözme çabası da var. Dileriz bunların çözümü bir asır daha bizi meşgul etmez.
Süleyman ULUDAĞ